18 Eylül 2012 Salı
Hoşgeldim
Hayata dair fikirler taşımak. Bir yerlerden bir şeyler öğrenmek. Öğrenmeye çalışmak. Ve sonuç; geçen zaman içinde meydana gelmiş o mukaddes fikirler. Her fikir önemlidir benim için. Yeterki bir emek sonucu çıksın ortaya. Bir araştırma, bir beyin fırtınası, bir tecrübe sonrası. Öyle damdan düşerek gelen fikirler değil. Hakiki öz malın olan fikirler. İçeriği ne olursa olsun önemlidir benim için.
İnsan yeni şeyler gördüğünde, öğrendiğinde, yaptığında başkasına da aktarmak, göstermek ister. Yoksa bir anlamı yoktur görmenin ya da bilmenin ya da yapmanın. O yüzdendir ki sosyal anlamda yeteri kadar başarılı olamayan insanlar bu aktarma, gösterme ihtiyaçlarını karşılayamadıkları için sahip oldukları bilgiler içinde boğulurlar. Sahip oldukları fikirler - her ne kadar doğru, çarpıcı, yenilikçi, gerekli olsa dahi- içlerinde durduğu sürece onlara acı verir. Yük olur. Çünkü her bilgi bir sorumluluktur.
Bilen insan harekete geçmeli. Fikri olan söylemelidir bence. Diyeceksiniz ki bazı fikirler, bazı sözler tehlikelidir. Ben buna katılmıyorum. Ben bazı fikirlerin taraflar bulması tehlikeli olur diye düşünüyorum. Yoksa bir fikir taraftar bulmazsa tehlikeli olmaz. Hem herkes fikrini söylesin ki neyin ne olduğunu bilelim. Su altından bir şeyler yürümesin. Yüzümüze gülenlerin düşmanımız olduğunu sonradan öğrenmeyelim. Dostu düşmanı öğrenmek için fikirleri duymak gerekir. Hiç olmazsa biz fikirlerimizi, görüşlerimizi, kırmızı çizgilerimizi net bir şekilde belirtelim ki insanlar bize buna göre davransın bizde önümüzü net bir şekilde görelim. Diyeceksiniz ki -sen ne yapıyorsun fikirleri ayrı olanları toptan ayıralım mı diyorsun?- Öyle bir niyetim yok ben sadece maskelere karşıyım. Bulanık sulara karşıyım.
Vel hasıl kelam konuşarak da belli ettiğim fikirlerimi, görüşlerimi yazıya dökmenin zamanı geldi diye düşünüyorum. Bir şeyler yapmadan durursam bu içimdeki fikir yükü, fikir sorumluluğu beni yiyip bitirecek. O yüzden bu blogu açtım. İnşallah her zamanki maymun iştahlılığımla başlayıp bıraktığım işlerden olmaz ve uzun zaman yazarım, konuşurum, öğrenirim, öğretirim, tartışırım, değişik fikirlere vakıf olurum.
Zahir adı hakkında da bir kaç satır bir şeyler söylemek isterim. Memleketim de -ablalarım özellikle- bazı cümlelerin sonunda 'zaar' der. '' Yaparsın zaar'' gibi. Hatta çoğu zaman zaar da değil zaa deyip sonundaki r harfini de yutarlar. Başta hoşuma gider gülerdim bu 'zaa' ya. Ailece oturduğumuz bir gün muhabbet yine bu '' zaa'' kelimesi üzerineydi. Ben yine gülüyordum. Sonra babam bu kelimenin ''Zahir''den geldiğini ve Anadolu insanın zamanla onu '' zaar'' a dönüştürdüğünden bahsetti. İlgimi çekmişti. Bizim şu an anlamadığımız, kullanan insanları da çok okuyan, bilgili zannedeceğimiz bir kelimeyi - zahiri - cahil! diye düşünülen Anadolu insanı yıllardır kullanıyormuş. Babam bu konudan çıkıp dilimizin önceden çok zengin olduğu ve bir zamanlar! nasıl bilerek yozlaştırma politikalarıyla yozlaştırıldığına değindi. Güzel bir konuşma olmuştu.
Ben tarihe meraklı bir insanımdır. Memlük devletinin ilk yılları hakkında baya bir bilgiye sahip olduğumu düşünüyorum. Memlük Devletinde ve o dönemdeki İslam devletlerinde Sultanlar tahta çıkınca bir isim seçerler kendine. Memlüklülerin belki de en başarılı sultanı olan ve Moğolları durduran Rukneddin Baybars Bundukdari tahta çıktığında aldığı ve sultanlık döneminde kullandığı isim Zahirdi. Yani, El Melik el Zahir Rukneddin Baybars Bundukdari. Bunu bildiğimden dolayı babamla zaar-Zahir üstüne sohbetimiz daha çok ilgimi çekmişti. Allah'ın güzel isimlerinden - Esmaül Hüsna'dan - olan bu kelimenin anlamını öğrenmek istedim. İnternette yaptığım kısa araştırma sonucu Zahir'in bir kaç anlamı vardı ve bazıları şunlardı; -görünüş, görünen yüz.- -kuşkusuz, elbette.- - meğer, anlaşılan- -Yardım eden, destekleyen, arka çıkan.- - parlak, parlak yıldız - Bunlar hoşuma gitmişti. Bir süredir internette yazı yazan bir grubum olsun istiyordum. Daha sonra da aynı grupla ve yeni takviyelerle birlikte dergi çıkarmak istiyordum. Ona isim aradığım dönemde Zahir ilaç gibi gelmişti. Evet planlarımın ismi - ZAHİR-di. Ve işte Zahir'in öyküsü de bu.
Evet böylelikle ilk yazımda birşeyler anlatmış ve bu blogu açma nedenimi belirtmiş oldum. İnşallah başarabilmişimdir. Güzel bir başlangıç olması dileğiyle. Haydi Bismillah...
Aziz Hüdayi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)